04 Şubat 2010, Perşembe 10054 defa okundu.
Yıllardır süre gelen kavgalarımızda niçin anlaşma sağlayamıyoruz?
Manşetlerde, görüntülü ve sesli yayın yapan medya dünyasında, kahvehanelerde, otobüste, vapurda her yerde daha önceleri hiç farkında olmadan kullandığımız ve kullanmaktan çekinmediğimiz aile toplantılarında malum(!) kelimenin geçtiği her yerde bir dururken şimdilerde iki kez durup düşünüyoruz; acaba ne anlamı çıkacak bu konunun devamından diye..
Kuşkusuz uç noktaların insanlarıysak eğer; ortam etkilemesi ve zihin karmaşası oluşturmak maksadıyla mı o malum(!) kelimeyi kullandığımızı sanacaklar beklide.. Beklide şucu yada bucu yaftalamalarına maruz kalacağız. Benim açımdan “No problem..” Sizleri bilemem.
…
Şüphesiz bu ve buna benzer tarafgirliklerle karşılaşabiliriz. Olsun bence hiç mahsuru yok. En azından konuşamadıklarımızı konuşuyoruz toplum olarak. Değerlendirmeler yapıyoruz, olayları at gözlüğü ile değerlendiren toplum olmaktan kurtuluyoruz en azından.. Her neyse biz biz olalım, ne olup bittiğini değil gelecekte neler olacakla ilgili hedeflerimizden şaşmayalım.
Günü tartışmak; bir asırdır unutmuş olduğumuz toplumsal belleğimizi tazelememizi ve toplumsal muhasebe yeteneğimizi yeşertiyor.
“Tartışıyor olmak bile nimettir; tartışmak, kavgadan elbette daha iyidir.”
…
Toplumsal meselelerin tabiatı daima bir başka açıdan izah edilebilir bir yapısı vardır ve sosyal meseleler, çoklu bakış açısından derinliğine incelenmedikçe kolayca hakikatlerini teslim etmeyebilirler.
…
Aslında eksik olan tarafımızdan olayları değerlendirmeyi öğrendiğimiz takdirde mucizevi bir toplum yaratma sevdasını gerçekleştirmiş oluyoruz farkında olmadan tartıştıklarımızı, fark etmeden değil mi?
Hali hazırda “tartışma kültürü” hakkında da fevkalade geride olduğumuzu söyleyebiliriz. Evet, toplumsal dilimize pelesenk olmalı, tartışma kültürü üzerinden paylaştığımız ortak değerler..
Bir hadisenin anlamını, genellikle gözlem ve yorum yeri olarak seçtiğimiz yer, “duruş yeri” belirliyor; duruş yerimiz ise genellikle subjektif, yani şahsî bir mahiyet taşıyor değil mi?
Elbette meselelerin mahiyeti toplumun nabız atışlarının seyrini bozuyor. Ritmik davranışlar sergileyemiyoruz.
Genelde toplumsal meselelerde hepimiz birer tarafız ve olguları, aslında olması gerektiği gibi değil, olmasını istediğimiz biçimde görmek arzusunu taşıyoruz. Bu durum, hepimize katılma paydası açan bir “tartışma kültürü” inşa etmemizi engellemiyor, tam aksine emrediyor. Öyleyse biz, herhangi bir konuda tartışma hevesini dindirmekten çok bir “tartışma kültürü”, edebi, tarzı üzerinde tartışmalıyız.
Öyleyse biz; tartışmayı, tartışmalıyız…