Başpolis memurları yeniden yerleştiriliyor
Meclis Polisleri Şark Yapacaklar
Polis olmak isteyenlere duyuru
2011 Polis meslek yüksekokulu şartları
Terhis olan polislere oy kullanabilecek
|
Ö. Faruk ARINC
|
Fransa’da bu sene (2009) ocak ayında onaylanan bir kanun ile, Jandarma teşkilatı kesin bir şekilde kurumsal olarak İçişleri Bakanlığı’na bağlandı ve artık Polis ile Jandarma aynı çatı altında yani İçişleri Bakanlığı bünyesinde ayrı iki genel müdürlük olarak yer alıyor. Dünya üzerinde iki kutuplu polis sisteminin (Jandarma ve Polis) ana vatanı sayılan Fransa, ozellikle somürgeleri olmak üzere bir cok ülkeye örnek olmuştur. Ve aynı zamanda “kıta avrupası idari modeli” diye de bilinen sistemin en büyük savunucusudur. Avrupa’ya bakıldığında, 2001 yılında Belçika, 2005 yılında Avusturya’nın Jandarma teşkilatlarını kaldırarak tek organlı sisteme geçtikleri görülmektedir. Bu nedenle, reform niteliğindeki bu yasal düzenleme, özellikle Fransız Polis Sistemini örnek alan, hem Jandarma hem de Polis Teşkilatına sahip olan ülkeler tarafından merakla izlenmektedir. Acaba Jandarma sivilleşiyor mu? Bu reform sürecinin hitamında Jandarma tamamen kaldırılacak mı? Bu iki soru en çok dile getirilen sorular arasında.
Bizim ülkemiz de, “Fransız Kolluk yapılanmasını örnek almıştır” denilebilir. Öncelikle genel hatlarıyla Fransız polis sistemine bir göz atmakda fayda var; Fransa’da güvenlik hizmetleri, Polis ve Jandarma olmak üzere iki teşkilat tarafından sağlanmakta. Görev paylaşımına gelince; güvenlik, şehir merkezlerinde Polis, kırsal kesimde Jandarma tarafından sağlanıyor. Jandarma teşkilatı, personelinin asker olmasından kaynaklanan, askeri bir statüye sahip, buna karşılık polis teşkilatı ise sivil bir yapıda. Bu noktada ülkemizden farklı olarak Fransız Jandarma Teşkilatı, bizdeki gibi vatani gorevini yapan askerlerden değil, profesyonel muvazzaflardan oluşmakta. Fransa’da Polisin sendikal hakları var, Jandarmanın ise böyle bir hakkı yok. Polisin çalışma saati haftalık 39 saat olarak belirlenmiş, bunun yanında Jandarma 24 saat görevli sayılmakta ve görevi sona erse dahi lojmanlarda ikamet ettikleri için her an göreve çağrılabilmekte. Tüm bunların yanında, Jandarma özlük hakları (lojman hakkı, sağlık hizmetleri, v.s.) ve maaş olarak daha iyi şartlara sahip. Yurtdışında birçok platformda Fransız Polisi Jandarma tarafından temsil ediliyor. Örneğin barış gücü misyonlarında Jandarma görevlendiriliyor. Ayrıca Jandarma, toplum içerisinde de daha saygın bir konuma sahip. Bu saygınlığı askeri yapısından, tarihsel açıdan daha eski bir kurum oluşundan ve küçük yerleşim birimlerinde halka daha yakın görev yapıyor olmasından kaynaklanıyor. Diğer yandan vatandaşın gözünde Jandarma daha çok “Devlet”i temsil ediyor.
Sene başında onaylanan bu kanun, basın, siyasi, bilim, vs. çevrelerince çok önemli bir reform olarak görülüyor. Bu cesur karar beraberinde bir çok tereddütler ve tartışmalar doğurmuş durumda. Jandarma personeli tarafından bu kanun, teşkilatlarının sonunun hazırlanışının bir ayağı olarak değerlendiriliyor. Polisler ise olası bir birleşme ile köylere ve kırsal kesime tayin olma kaygısı yaşıyorlar. Diğer taraftan iki teşkilatlı polis sisteminin savunucuları da, aynı şekilde tek kurumlu bir sisteme doğru gidilmekte olunduğu kaygılarını taşıyorlar. Zira, ikili sistemin vazgeçilmez olduğuna, sivil otoriteye güçler arasında seçim özgürlüğü tanıdığı için iç güvenlik hizmetlerinde askeri bir gücün mutlak ihtiyaç olduğuna inanıyorlar.
Şöyle ki; Fransa’da siyasi iktidar, kurumlardan birinde herhangi bir aksama veya itaatsizlik olduğu takdirde, diğer güvenlik gücünü ilkine karşı kullanıyor. Bununla ilgili pekçok örnek sözkonusu, örneğin 2001 yılında Paris’te, binlerce uniformalı jandarma çalışma şartlarının ölçüsüz olduğu ve düzenlenmesi gerektiğini ileri sürerek ayaklanmış ve hizmet araçlarıyla Şanzelize (Champs Elysee) ye doğru yürüyüşe geçmişlerdi. Yetkililer, bu durum karşısında jandarmaları engellemek için Polis Teşkilatının bir birimi olan, CRS (Compagnie Républicaine de Sécurité) isimli, toplumsal olaylarda görev alan, bizdeki çevik kuvvet gücünü kullanmışlardı. Aksi durumda, Polisin ayaklandığı zamanlarda da Jandarma Polise karşı kullanılıyor. Özellikle gösteri ve yürüyüşlerinin çokluğu ile tanınan Fransa’da Polis de bir çok defa haklarını aramak için sokaklara dökülmüştü (Paris’te yılda ortalama 1000 – 1500, yani günde ortalama 3 – 4 arasında gösteri ve yürüyüş yapılıyor, ülke bazında ise bu sayı günde 20 ile 40 arasında değişiyor).
Bir diğer serbestlik de Adli kurumlara tanınmış durumda. Örneğin savcılar yürüttükleri tahkikatlarda, sorumluluk saha protokolleri, yani mıntıka gözetmeksizin diledikleri birimin (polis veya jandarma) adli polisini görevlendirebiliyorlar. Buna örnek olarak da 1996 yılında Paris’te yaşanan olay örnek gösterilebilir. O dönemin Paris adli polis müdürü Foll, Cumhurbaşkanına yakın birisidir. Belediye başkanı hakkında yürütülen bir tahkikatla ilgili olarak, sorgu hakimi, belediye başkanının evinde arama kararı alır. Fakat adli polis müdürü Foll, aramada yardım etmeyi reddeder. Bunun üzerine sorgu hakimi, jandarmanın adli polisini görevlendirir. Fransa’daki çift organlı sistemin savunucuları, bu örnekte olduğu gibi çift ayaklı kolluk sisteminin ne kadar önemli oldugunu ve adalet sisteminin gücünü sağlamlaştırdığını savunmaktalar.
Aslına bakarsanız Polis ve jandarmanın birleşeceğine yönelik kaygı ve tartışmalar yeni bir durum değil, 2002 yılından bu yana devam etmekte. Çünkü 2002 seçimlerinde, adayların en çok işlediği konuların başında güvenlik sorunu geliyordu ve bu konudaki politikalarını, güvenlik hizmeti veren teşkilatların reformu üzerine kurmuşlardı. Seçimlerin hemen ardından hükümet kurulduktan sekiz gün sonra bir kararname ile Jandarma teşkilatı görev ve fonksiyonel açıdan İçişleri Bakanlığı’na bağlandı. 2002 yılındaki bu idari bağlanma, sadece “İçişleri Bakanlığı’nın iç güvenlik hizmetlerinde Jandarmanın kullanılmasindan sorumlu” olması şeklinde ifade ediliyordu. Yani İçişleri Bakanlığı, iç güvenlik hizmetlerinin ifasında, jandarmayı bütün olanaklarıyla birlikte kullanmaya yetkili kılınmıştı. Fakat, organik olarak yani kurumsal açıdan ve diğer görevleri bakımından yine Savunma Bakanlığı’na bağlı kalmaya devam ediyordu. Oysa ki, Jandarmanın ifa ettiği askeri görevi, diğer tüm görevleri arasında sadece 2% lik bir yer tutmaktadır, aksine görevlerinin büyük bir bölümünü polisiye görevler oluşturmaktadır.
Bu kararname ile gelen bağlanmanın sadece görevle sınırlı bırakılması, jandarmanın askeri hüviyetinin devamını sağlamak ve belki de gelecek tepkilerin şiddetini azaltmak içindi. Zira yukarıda da belirtildiği gibi Fransızlara göre, iki kutuplu Polis Sisteminde, güçlerden birinin askeri hüviyete sahip olması, devletin selahiyeti açısından çok önemlidir ve bu askeri güç devletin garantisi olarak görülmektedir. Ayrica bu hizmetlerin kırsal kesimde bu kadar az personelle ve bu kadar az masrafla yürütülebilmesi, başka türlü mümkün görülmüyor. Örneğin 6 tane polis memurunun kendi başlarına, gözlerden uzak bir karakolda, 24 saat sürekli bir biçimde, bu hizmetleri aksatmadan yürütebilmesi imkansız görülüyor. Bunun sadece askeri bir disiplinle mümkün olduğu düşünülüyor.
Tabii 2002 yılındaki bu bağlanma ile jandarma personeli için tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Jandarmalar arasında, bu düzenleme, teşkilatlarının ortadan kaldırılmasına yönelik sürecin ilk ayağı olarak algılanıyordu. Jandarmaların felaket senaryosuna göre; kurumları önce polisle tek bir çatı altında tek bir bakanlığa bağlanacak, sonra askeri yapısı ortadan kaldırılarak sivilleştirilecek ve nihai olarak jandarma silinerek tek bir kurum altında polis ile birleştirilecekti. Oysa jandarmalar askeri statüleri sayesinde sahip oldukları imtiyazlarını kaybetmek istemiyorlardı.
Daha sonra 2003 yılında çıkan İç Güvenlik Kanunu, Jandarma ve polisin asayiş ve güvenlik hizmetlerinde kullanılması için valileri tam yetkili kıldı. Bu kanun, İçişleri Bakanı’nın jandarma üzerindeki hakimiyetinin, kendisine bağlı valiler aracılığıyla pekiştirilmesi olarak algılandı. Tabii tereddüt ve söylentilerin giderilmesi ve gelebilecek tepkilerin aza indirilmesi amacıyla, 2004 yılında jandarma teşkilatının başına ilk defa jandarma içinden yetişmiş bir general getirildi. Oysa 1995 yılına kadar Jandarmanın başında bir Yüksek Hakim yani bir hukukçu, 1995-2004 yılları arasında ise bir vali yani mülkiyeli bulunuyordu. 2004 yılında ilk olarak atanan jandarma generali Parere, Sarkozy’ye yakınlığı ile tanınan birisi ve onun sayesinde bu göreve getirildiği düşünülüyor.
2007 yılı seçimlerinde, Jandarma ve Polisin “Büyük Güvenlik Bakanlığı” altında tek bir siyasi otorite emrinde toplanacağı söylentileri yayılmaya başlayınca jandarma içinde yine huzursuzluklar baş gösterdi. Sarkozy Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturunca boşalan İçişleri Bakanlığı koltuğuna daha önce Savunma Bakanı olan, yani jandarma tarafından tanınan ve onların bakanlığını yapmış bayan Michèle Alliot-Marie atandı. Tüm bu gelişme ve atamalar, Jandarmanın İçişleri Bakanlığı’na bağlanma reformunun kolaylaştırılması için uygun zeminin hazirlanabilmesine yönelik siyasi oyunlar olarak nitelendirildi. Bir anlamda önce bakanları transfer edilerek, teşkilatın transferi kolaylaştırılmış oldu. Aynı zamanda, Sarkozy’nin İçişleri Bakanlığı’ndaki ve güvenlik politikalarındaki etkisi de devam ettirilmiş oluyordu.
2007 secimlerinin ardindan, Jandarmanın 2009 yılında bir kanunla İçişleri Bakanlığı’na bağlanacağı açıklanınca, Jandarmaların tereddütleri ve felaket senaryoları tekrar yükselmeye başladı. Tüm bu kaygıları gidermek maksadiyle, Cumhurbaşkanı Sarkozy ve İçişleri bakanı bayan Michèle Alliot-Marie bir çok ortamda, bu ikili sistemin (biri askeri diğeri sivil yapıda iki teşkilatın varlığının) korunacağını ve devam edeceğini garanti eden söylemlerde bulundular. Bunlardan en belirgin olanı ise Paris’te Sarkozy’nin yaklaşık 2000 den fazla polis ve jandarma önünde “Ben Cumhurbaşkanı olduğum sürece polis ve jandarma birleşmesi olmayacak” dediği konuşmasıdır. Böylece kaygıları gidermek için garanti vermiş oldu.
Netice olarak günümüze dönecek olursak, sene başından itibaren geçerli olan bu kanun ile Jandarma, daha önceden sadece görev ve fonksiyonel olarak bağlı olduğu İçişleri Bakanlığı’na artık kurumsal ve idari açıdan da bağlanmış oldu. Bu çalışmanın temel amaçlarından biri, suçla mücadele ve vatandaşa hizmetin daha etkin hale gelmesi için iki teşkilat arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi, diğeri ise ekonomik olarak dillendirildi. Şöyle ki, aynı işi yapan iki kurumu farklı değerlendirerek yapılan ayrı ayrı iki masraf, artık tek çatı altında ve tek bir güvenlik bütçesi ile tek bir bakanlık için yapılacağı, ve bunun da devlet için hatırı sayılır bir tasarruf sağladığı savunulmakta. Yine bu çerçevede 2009 yazında, sekiz adet jandarma okulunun kapatılacağı ve 200’e yakın jandarma birliğinin dağıtılacağı konuşulmakta. Oysa ki İspanya ve İtalya gibi bazı ülkeler senelerden beri iki ayrı polis gücünü aynı bakanlık altında birleştirmiş durumdalar. Diğer yandan sadece disiplin konusunda ve ordudaki görevleri açısından Savunma Bakanlığı’na bağlılığı devam eden jandarma, adli polislik görevi bakımından da Adalet Bakanı’nın emrinde bulunmaya devam edecek.
Şu ana kadar bahsi geçen kanun Fransa’da beklenenden çok daha sakin bir geçiş süreci yaşadı. Ancak beraberinde bazı problemler de getireceği aşikar. Örneğin disiplin açısından ceza verme yetkisine sahip olan Savunma Bakanlığı, ödüllendirme konusunda terfi ve atamalarda söz sahibi olamayacak. Oysa ki etkin bir yönetim ve otorite için ceza ve ödül sisteminin dengeli bir biçimde kullanılması gerekir. Şu an itibariyle Jandarmanın askeri kimliğinin korunması için sembolik bir bağlılık söz konusu. Devami gelir mi? Felaket senaryosu bir gün gerçekleşir mi? merak konusu. Ama görünen o ki Jandarmanın kaldırılmasının söz konusu dahi edilememesi, hala bir tabu olarak duruyor.
Tüm bu baskılara rağmen bir çok faktörün doğal olarak bu birleşmeye zemin hazırladığı çok açık seziliyor. Örneğin ekonomik açıdan bakarsanız, iki ayri kurumun başında aynı görevi yapan iki ayrı müdür, iki ayrı yardımcısı, iki ayrı adli polis kurumu ve personeli vs. bulunuyor. Yani tek bir hizmet için iki ayrı masraf sözkonusu. Diğer bir faktör ise, son zamanlarda çok konuşulmaya başlanan Jandarmaki polsleşme eğilimi ile polisdeki askerileşme eğilimi. Şöyle ki, Jandarmada polisiye görevlere artık daha çok önem verildiği ve bu alanda profesyonelleşme çabaları göze çarpıyor (olay yeri inceleme birimlerini geliştirme, bazı birimlerin artık sivil çalışması, adli polis biriminin geliştirilmesi vs.). Buna karşılık Poliste de daha disiplinli ve düzenli bir kurumsallaşma söz konusu (madalya törenleri, rütbe sistemi, çevik kuvvet gibi disiplinli birim kurma çabaları vs.) Bunların haricinde Polisin çalışma şartlarının rahatlığı ve sendikal hakları, Jandarmanın özlük haklarının ve maaşlarının yüksekliği iki kurumu birbirine cezbettirmekte. Daha birçok etken sayılabilir. Bakalım önümüzdeki günler ne gösterecek? Ve bu gelişmeler ülkemize ne şekilde yansıyacak?







