08 Mayıs 2009, Cuma 12637 defa okundu.
Yıl, 1919 Aylardan Mayıs, Mayısın 15’i. Yunan kuvvetleri sabahın erken saatlerinden itibaren güzel İzmir’i işgal etmişler. Tam bir kıyım yaşanmış İzmir’de. Aynı gün işgalden altı saat sonra Denizli’de Müftü Ahmet Hulusi Efendi görkemli bir miting düzenleyerek Milli Mücadelenin ilk fetvasını vermiş.
İstanbul, Boğazın mavi suları artık mavi değil sanki, sıra sıra dizilmiş toplarını şehre ve de saraya çevirmiş düşman gemileri karartmış denizi, yeri ve göğü.
Son Osmanlı Padişah Vahdettin, Yaveri Çopur Neşet vasıtasıyla çağırttığı Çanakkale Kahramanı Mustafa Kemal Paşa ile sarayın bir odasında adeta diz dize oturmakta. Asırlardır Üç Kıta’ya hükmeden Türk’ün son Osmanlı Padişah, üzgün, sağında bir sehpa üzerinde bulunan Osmanlı Tarihi adını taşıyan kitaba elini bastırarak Mustafa Kemal’e hitab ediyor ;
‘’Paşa, Devletinize çok hizmetler ettin. Bu hizmetlerin hepsi bu kitaba geçmiştir! Tarihe geçmiştir evet ama bunu unutunuz ! Asıl bundan sonra yapacağınız hizmet, şimdiye kadar yaptıklarınızdan çok daha mühim olacak!’’ derken gözlerinde göz yaşları beliriyor ve ilave ediyor;
‘’Paşa, siz isterseniz bu devleti kurtarabilirsiniz! Bu yolda elimden geleni gizli de olsa yapacağıma emin olmanızı rica ediyorum ve size sonsuz güveniyorum Paşa! Tarafımdan duyduklarıma ve duyacaklarınıza inanmayın, ne olursa olsun yolunuzdan dönmeyin. Devlet siyasetidir ve şu an boynumuz eğridir! ‘’Muvaffak olunuz!’’ sonra odayı terk etti.
Ve 16 Mayıs 1919 sabah, şafak vakti. Kaptan İsmail Hakkı Durusu’nun kullandığı 47,5 metre boyunda, yaşlı Bandırma vapuru demir alıyor, yolcuları ; Mustafa Kemal, Refet Bele, Kazım Dirik, Ayıcı Mehmet, Arif Bey, Hüsrev Gerede, Cevat Abbas, Refik Saydam, Muzaffer Kılıç, Hayati Bey, Katip Memduh, Mümtaz, İsmail Hakkı, Abdullah, Kemal Doğan, Ali Şevket, İbrahim Tali, Mustafa ve Hikmet Beyler.
Hepsi üzgün çünkü vatan toprağı işgal edilmekte, ordular dağıtılmış, tarih boyunca hür yaşanmış Türk Milletinin boynuna esaret zincirleri geçirilmekte.
Hepsi umutlu, umut kurtuluş, umut kurtuluş için mücadele.
Mustafa Kemal Paşa, 9.kolordu Müfettişi, görev belgesinde Miralay Refet Bey’in Sivas’ta bulunan 3.Kolordusu ile Kazım Karabekir’in Erzurum’da bulunan 15.Kolordusu üzerlerinde kesin yetkisi bulunduğu yazılı. Beyninde ise; Anadolu’yu adım adım gezmek, halkı bir araya toplamak, uyandırmak, milli duygularını körüklemek, Milli Mücadele için cesaret vermek için ne yapabileceği, nasıl yapabileceği düşünceleri var.
Karadeniz’in hırçın dalgaları, her an İngiliz savaş gemilerince yakalanıp batırılma tehdidi O’nu kamçılıyor ve ‘’Ya İstiklal, Ya Ölüm’’ diyerek yürüme düşüncesini pekiştiriyordu.
19 Mayıs 1919 Pazartesi sabahı güneş doğmak üzereyken, Samsun’un sisli kıyıları göründüğünde, Mustafa Kemal, yanında bulunan Cevat Abbas’a Samsun’u göstererek,
‘’Dağ başını duman almış.
Gümüş dere durmaz akar…’’ marşını söylemeye başlar. Cevat Abasın iştirakiyle devam ederler. Gemideki herkes güverteye taşınır, aynı ideali paylaşmış kişiler, aynı heyecanla marşa iştirak ederler.
Havuzlu İsmail’in kullandığı sandalla vapura gelen Kurmay Binbaşı Mahmut Ekrem Bey, güvertede bulunan Mustafa Kemali ‘’Hoş geldiniz Paşam’’ diyerek selamlar ve karşılar.
Mustafa Kemal, Karakaş Mustafa’nın kullandığı kayık ile, kıyıya, Tütün İskelesinden çıkar. Mutasarrıf İbrahim Etem hasta olduğu gerekçesiyle karşılamaya gelmemiştir, Muhasebe Müdürü Osman bey başkanlığında bir heyet karşılamada hazır bulunurlar. Samsun dahil, sahil şeridi, ahalinin Rum nüfusunun çokluğu, Rum Pontus Cemiyeti, Mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti gibi teşkilatlarının güdümündeki İngiliz destekli çetelerce kasıp kavruluyordu. Karargah’ı içeriye güvenli bir yere çekmek gerekiyordu. Samsun’a adım attığından beri yanından ayrılmayan Topal Osman Havza diyordu. Öyle yapıldı ve iki gün sonra Havzaya hareket edildi. Milli Mücadeleye ilk adım Samsun’a çıkarak atılmıştı ve artık durmak yoktu. Mustafa Kemal ve Arkadaşları arkalarına Türk Milletini alarak Kutlu Savaş yoluna çıkmışlardı. Bu kutsal savaş, işgal altındaki vatanı, esaret altına alınmak istenen Türk’ü kurtarmak, kişisel egemenlikten, Milli Egemenliğe geçiş savaşıydı. Türk Milletinin kaderinde esir olmak yoktu, Yüce Önder Atatürk’ün dediği gibi ;
‘’Temel ilke, Türk Milletinin onurlu ve şerefli bir Millet olarak yaşamasıdır. Bu ancak, tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve gönençli olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet, uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan kendini kurtaramaz. Yabancı bir devletin koruyuculuğunu istemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir…. Türk’ün onuru ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet, esir yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir….’’
M.Yavuz Elbirler
(E)I.Sınıf Em.Md.