polıs haber
Başpolis memurları yeniden yerleştiriliyor
Meclis Polisleri Şark Yapacaklar
Polis olmak isteyenlere duyuru
2011 Polis meslek yüksekokulu şartları
Terhis olan polislere oy kullanabilecek
Dr. Kemal KARADEMİR
İlk Şark Yolculuğum
16 Nisan 2009, Perşembe 12456 defa okundu.

  Yıl 1992, şark atamam Muş iline yapılmıştı. Tayinimi durdurma ya da ertelemeyi hiç düşünmemiştim, bir an önce zorunlu şark görevimi bitirip, batıda, memleketime yakın bir ilde görevimi sürdürmeyi düşünüyordum. Eylül ayı başlarıydı, İzmir Polis Kolejinden ilişiğimi kesip ayrıldım, memleketimde geçirdiğim 15 günlük mehil iznimin bitmesiyle Erzurum üzerinden, karayolu ile Muş iline gitmek üzere yola çıktım. Gideceğim yer ve orada yapacağım görevle ilgili herhangi bir bilgim yoktu, sadece genel olarak bölgede terör olaylarının her gün tırmandığını haberlerden izliyordum. Muş nasıl bir ildir, insanları nasıldır, orada hangi birimde çalışacağım gibi sorular hep cevapsızdı. Sadece, orada daha önce arıcılık yapmış bazı tanıdıklarımdan, çok sınırlı bilgiler alabildim, birde oranın halkından, benim tanıdıklarım ile birlikte arıcılık yapmış olan bir vatandaşın ismi. Bu isim, benim için çok önemliydi. O dönemde teröristlerce, bölgede yoğun bir şekilde yol kesme eylemleri gerçekleştiriliyor, durdurulan otobüslerde tespit ettikleri polis ya da askerleri haince öldürebiliyorlardı, aynı tehlike, bölgeye görevli giden öğretmen, doktor ve hemşire gibi diğer kamu görevlileri için de geçerliydi. Bu nedenle, ben de Muş il merkezine varıncaya kadar, gerçekleşebilecek bir yol kesme eylemine karşı, oraya gidişim için farklı bir gerekçe bulmalıydım. Evet, benim gerekçem hazırdı, bal ticareti yapıyordum ve bal sezonu sonu olması itibariyle Muşlu, balcı tanıdığımı ziyarete gidiyordum. Batı illerinde satmak üzere belli miktarda bal alabilmek için ön araştırma yapıyordum. Polis kimliğimi, bulunamayacak bir şekilde saklamıştım, herhangi bir olumsuz durumda nüfus cüzdanımı gösterecektim. Silahımı ise üzerimde belli olmayacak şekilde gizledim, zaman zaman üzerimde değil de, hemen elimin altında, yakınımda bir çantada olmasının daha iyi olacağını düşündüysem de, her an kullanmam gerekebilir diye üzerimde taşımayı tercih ettim.
Karadeniz sahil boyunca devam eden yolculuğum gayet keyifliydi. Bir tarafta masmavi deniz, belirli aralıklarla sahilde denize giren, tatillerinin keyfini çıkaran insanlar, diğer tarafta, irili ufaklı tepelerin, dağların üzerini kaplamış koyu bir yeşillik. Mavi ve yeşilin arasında kıvrılarak akıp giden Karadeniz sahil yolu. Trabzon ilinde son bulan denizi seyretme sefası bu sefer, yeşil vadiler arasında, Zigana dağları istikametine doğru tatlı bir tırmanışa dönüşüyor.
Vadiler içerisinden, kıvrılarak akan ırmakların ters istikametine doğru devam eden yolculuğum esnasında, geçmişte yaşadığım hatıralarım da bir film şeridi gibi gözümün önünden adeta kıvrılarak akıp gidiyordu.
Karadeniz’in şirin bir köyünde geçen çocukluğum, arkadaşlarımla, tahtadan, taştan hatta çamurdan arabalar yapıp yarıştırdığımız günlerim, ilkokula başlayışım, kapı komşum olan oyun arkadaşım okula başlamadı diye, çeşitli bahaneler uydurarak onunla kalıp oynamalarım, o arkadaşım daha okula başlayamadan bir trafik kazası sonucu ölmesinin bende bıraktığı inanılmaz acı, yaz aylarında yaylamıza gidişimiz, hele o yayla zamanın yaklaşmasıyla başlayan heyecanlarımız, göç hazırlıklarımız, yaylaya varışımızda, ilkbahar mevsimi oluşu, karların yeni erimeye başlaması nedeniyle çağıl çağıl akan dereler, hele o derelerin sesiyle sabahları uyanmalarım, hepsi ama ama hepsi bir şerit gibi gözümün önünden akıp gidiyordu.
Kaptanın, yemek molası anonsu beni geçmiş yıllardan hızlıca çekip almıştı. Düşündüklerimin hepsi geçmişte kalmıştı. Şu an şark hizmetini yapmak üzere, hayatın gerçekleriyle, zorluklarıyla ve hatta beklide terörün soğuk yüzüyle karşılaşmak ve hesaplaşmak üzere yeni görev yerime doğru yolculuğuma devam ediyordum. Nelerle karşılaşacağımı bilmeden, hatta görev yerime ulaşıp ulaşamayacağımdan dahi emin olamadan devam edilen bir yolculuk. Yarım saatlik bir moladan sonra tekrar yola koyuluyoruz, artık akşam olmuş, karanlık iyice bastırmıştı, buraya kadar etrafta seyrettiğim ormanlar, kayalıklar, çok nadirde olsa gördüğüm çıplak tepeler artık gözükmüyordu, bunların yerini, zifiri bir karanlık ve zaman zaman görülüp kaybolan ağaç siluetleri almıştı. Yol boyunca ne gibi tehlikelerle karşılaşacağımı düşünüp strese girme yerine ben yine hatıralarıma dönmeyi tercih ettim. Nede olsa Erzurum’a kadar bir tehlike gözükmüyordu ve daha epeyce yolumuz vardı, muavinin söylediğine göre, sabaha karşı Erzurum’a inecektik. Oradan sonra nasıl olsa başımın çaresine bakarım diye düşünüyordum.
İlkokulu köyümde okumuştum. Üç dershaneliği olan tek katlı okulumuz, kahvehanelerin ve bakkalların bulunduğu köy meydanında idi, genellikle top oynadığımız küçük bir bahçesi ve de etrafında kovalamaca oynarken kullandığımız bir patika yolu vardı. Yola bakan taraftaki pencerelerden, okul hizasından biraz yukarıda kalan köy bakkalını ve de kahvehanesini görebiliyorduk. Çok iyi bir sınıf öğretmenimiz vardı, onu hem çok sever hem de ondan birazcık korkardık. Öğretmenimiz ayağındaki bir rahatsızlıktan dolayı ameliyat olup, yerine geçici olarak başka bir öğretmenimiz gelince onu ne kadar sevdiğimizi daha çok anlamıştık. Öğretmenimizin 60 yaşlarındaki babasının, yine aynı yaşlarda bir akrabası tarafından, bizler sınıfta iken, gözlerimizin önünde silahla vurularak öldürülmesi, dedemin bu kavgayı önlemek amacıyla araya girmesi ve onunda vurularak yaralanması beni çok etkilemişti. Hele o vurulan amcamızın, beraber aynı sınıfta okuduğumuz torunlarının çığlıklarını uzun süre unutamamıştım. Yine bir okul gezisi için gittiğimiz komşu köyde, ev sahibi okul öğrencileri ile birlikte okul bahçesinde, beraberimizde götürdüğümüz yiyeceklerimizi yerken, okulun hizmetlisine aralarındaki bir husumetten dolayı, yine o köyün bir vatandaşı tarafından silahla saldırıda bulunulması ve bizlerin her birimizin sağa sola kaçışmalarını ve daha sonra toplanarak köyümüze dönüşümüz beni oldukça etkilemişti.
Karşı istikametten gelen araçların ışıklarıyla zaman zaman hatıralarımdan sıyrılıp, önümüzde akıp giden beyaz yol çizgilerini seyrediyordum. Belki de terör tehlikesi olan bir bölgeye gittiğim için, çocukluğumda yaşadığım bu tür silahlı saldırı olaylarına şahit olma hadiseleri hatıralarımda daha fazla ön plana çıkıyordu. Yoksa köyümüzde yapılan düğünler, bayramlar ve uzun kış gecelerinde yaptığımız ev ziyaretlerinde yaptığımız çocuksu yaramazlıklar, hele kış aylarında kızak kaymalarımız gibi hatıralarımı daha eğlenceli hale getirebilecek bir sürü olaylar zinciri hafızamda gündeme gelmek için sırasını beklemekteydi. Ama göz kapaklarım, onların canlanmasına fırsat vermeyecek kadar ağırlaşmıştı.
Kaptanın anonsu ile uyandığım, Erzurum otogarına varmıştık. Gün ağarmak üzereydi, içerisinde sadece giyeceklerim olan valizimi aldım, Muş iline gidecek olan yarım otobüslerin kalkış saatine epeyce zaman vardı, biraz oyalanmak için otogardaki çay ocağına geçtim. Yanıma fazla bir eşya almamıştım. Duruma bakıp, lojman ya da ev durumunu ayarladıktan sonra ailemi ve eşyalarımı getirtecektim.
Ortalık tamamen aydınlanıp, insanlar sokaklarda görülmeye başladıktan sonra ben de otogardan ayrılıp, birazcık etrafı dolaşmak istedim. Eylül ayının ortaları olmasına rağmen hava birazcık serindi. O zaman buralarda kış mevsiminin çok soğuk olabileceğini düşündüm. Etrafta irili ufaklı dükkânlar, lokantalar ve kahvehaneler vardı. Herkes, yeni güne hazırlanmanın telaşı içindeydi. Küçük bir lokantada kahvaltımı yaptıktan sonra yeni görev yerim olan Muş’a devam etmek üzere tekrar otogara döndüm.
Otobüs hemen hemen dolmuştu, etrafımda konuşan insanların şivesinin farklılaştığını hemen hissetmiştim. Kendimi bir an için yalnız hissettim. Yolda olabilecek herhangi bir olumsuzluk karşısında nasıl davranacağımı, neler yapmam gerektiğini ve soğukkanlılığımı nasıl koruyacağımı bir kez daha düşündükten sonra koltuğuma iyice yerleştim. Şansıma yanım boştu, dolayısıyla Muş’a gidiş senaryomu birilerine anlatma ihtiyacı doğmadığı için biraz olsun rahatlamıştım. Otobüsümüz hareket etti, Erzurum şehir merkezinden çıkıp, Hınıs ilçesi istikametine doğru yola koyulduk. Yolun her iki tarafındaki yemyeşil otlaklar hemen dikkatimi çekmişti, göz alabildiğine geniş otlaklar adeta, hayvancılığın buralarda en önemli geçim kaynağı olduğunu anlatıyor gibiydiler.
Belli bir süre daha geniş ve düz ovaların içinden devam ettikten sonra, Erzurum-Ağrı karayolunu terk ederek, Muş ilinin Varto ilçesi istikametine döndük. Yol artık araç trafiği açısından oldukça tenhalaşmıştı, zaman zaman tek tük araçla karşılaşıyorduk. Tabi ki bu durum ben deki tereddüt ve endişeyi biraz daha fazla tetikliyordu, artık düz ovalar yerine zaman zaman vadi içlerine girmeye başlamıştık. Arazi çıplaktı, kâh vadiler içerisinden geçiyor, kâh çıplak tepeliklerin üzerinden aşıyorduk. Artık hatıralarla ilgilenme yerine, etrafıma hissettirmeden bütün dikkatimi, önümüzde kıvrılan yola, karşımıza gelen sağlı sollu tepecik ve kayalıklara veriyordum. Herhangi bir anormallik olup olmadığını sürekli kontrol etmeye çalışıyordum. Derken uzakta, üç dört kişinin yol kenarında beklediğini gördüm, adrenalim epeyce yükselmişti, hele yol kenarında bekleyen kişilere yaklaşıp durduğumuzda kalp atışlarımın hızlandığını hissettim, bir taraftan dışarıyı gözetlemeye çalışırken, bir taraftan da soğukkanlılığımı korumaya gayret ediyordum. Gayri ihtiyari, üzerimde iyice gizlediğim silahımı yokladım, yerindeydi. Biraz olsun rahatlamıştım, dışarıdakiler, şoförle aralarında konuşuyorlardı, kâh mesafenin uzak olması kâh farklı bir şive kullanıyor olmaları nedeniyle neler konuştuklarını anlayamıyordum, ancak tüm hareketlerini görmeye çalışıyordum. 20–22 yaşlarında olduklarını tahmin ettiğim iki bayan, yanlarında bulunan yine aynı yaşlardaki iki erkek şahısla vedalaşarak bulunduğum otobüse bindiler, vedalaşma esnasında bayanların diğerlerine hevallere (arkadaşlara) selam söyleyin dediğini duydum. En azından, yolcu almak için durduğumuzu anlamış oldum. Biraz daha rahatladım. Demek ki, televizyon haberlerinden işittiğimiz, teröristlerce gerçekleştirilen bir yol kesme eylemiyle karşı karşıya değildik. Tekrar yolumuza devam ettik, bize katılan iki bayanı hissettirmeden zaman zaman kontrol etmeye çalışıyordum, aynı şekilde onlar beni süzüyorlardı, ne de olsa ben diğer yolculardan görünüm olarak birazcık farklıydım. Yani o bölgenin insanı olmadığım belliydi. Belli bir zaman sonra bayanlardan biri ben de sigarasını yakmak için ateş istedi ve tabi ki hemen arkasından, buraların yabancısı gibi göründüğümü belirttikten sonra, nereye gittiğimi ve ne iş yaptığımı sormayı da ihmal etmedi. Benim Muş’a gidiş hikâyem zaten hazırdı, benim cevabımı değerlendirme fırsatı vermeden ben de onlara ne iş yaptıklarını ve nereye gittiklerini sordum, onlarda bana Erzurum ilinde Hemşirecilik Yüksek Okulunda okuduklarını, Hınıslı olduklarını ve Muş ilinde bulunan bir akrabalarını ziyarete gittiklerini söylediler. Karşılıklı olarak hikâyelerimize inanmış gibi gözüküp yolumuza devam ettik.
Varto ilçesine yaklaştığımızda, İlçe girişindeki polis koruma noktasına yaklaştığımızda, hemen sol çaprazımda oturan bu iki bayanın tedirginliği gözümden kaçmamıştı. Araca çıkan sivil kıyafetli polisler kimlik kontrolü yaptılar, bazı yolculara nereden gelip nereye gittiklerini sordular, ben yine de her ihtimale karşı polis kimliğimi değil nüfus hüviyet cüzdanımı gösterdim. Görevli memur, kimliğime baktıktan sonra hiç bir şey söylemeden bana iade etti ve araçtan inip arkadan gelen başka bir aracı kontrol etmek için durdurdular. Memurlar inince bayanlar biraz daha rahatladılar. Varto ilçesinde birkaç yolcu indirdikten sonra yolumuza devam ettik. Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuktan sonra, bir nehrin üzerinden geçtiğimizi fark ettim, daha sonra buranın Murat nehri üzerindeki Murat köprüsü olduğunu ve geceleri burada askeri araçlar ile polis araçlarına pusu atıldığını ve tacizde bulunulduğunu öğrenecektim. Aynı nehri, Muş il merkezine 15–20 dakikalık mesafede tekrar geçecektik. Muş il merkezine yakın olan köprüye gelmeden önceki son köyde durduk ve o iki bayan otobüsten indiler, biz yolumuza devam ettik. (Daha sonra, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde çalışırken bir teröristin ifadesinin alınması sırasında, bu iki bayanın, Muş il merkezinde örgütlenme faaliyeti için kırsaldan gönderildiklerini öğrenecektim). Az sonra, ikinci kez Murat nehri üzerinde bulunan körünün girişindeki polis kontrol noktasındaydık. Uzaktan Muş il merkezinin binaları gözüküyordu. Artık kimlik soran görevlilere polis olduğumu söyleyebilirdim, bu kez araca resmi bir görevli çıkmıştı. Kimliğime baktıktan sonra, nereden geldiğimi ve ne iş yaptığımı sordu. Ona İzmir ilinden Muş kadrosuna yeni atandığımı, Erzurum üzerinden geldiğimi söyleyince gösterdiği şaşkınlığı halen hatırlıyorum. Komiserim ne cesaretle tek başınıza bu araca bindiniz ve bu güzergâhı kullandınız der gibiydi. Ben bunun ne anlama geldiğini sonraları, bölgedeki yol kesme eylemlerini duydukça daha iyi anlayacaktım.
Artık Muş il merkezine girmiştik. Bingöl-Bitlis karayolu üzerinde bulunan Emniyet binasına girdiğimde mesai saatinin bitmesine az kalmıştı. Ama benim için yeni bir mesai başlıyordu. Gecenin gündüze karıştığı, günlerin, haftaların hatta ayların unutulduğu bir mesai. Üç yıllık bir zaman dilimine belki de 13 yılın sıkıştırıldığı bir mesai. Acılarla tatlıların, sevinçlerle hüzünlerin iç içe ve hep birlikte yaşandığı bir mesai. Tam bir takım ruhu ve ekip çalışması anlayışı içinde arkadaşlıkların ve dostlukların perçinleştiği bir mesai…
Evet, böylece Muş ilinde üç yıl sürecek olan şark görevim başlamıştı.

 

Bu yazıya toplam (0) yorum eklenmiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
17 Ekim 2008, 3862defa okundu. Mafya Dizilerinin Etkisi  
08 Ekim 2008, 1786defa okundu. Terörle Mücadele  
16 Temmuz 2008, 2994defa okundu. İNTİHAR SALDIRILARI VE TÜRKİYE-1  
16 Temmuz 2008, 3942defa okundu. İNTİHAR SALDIRILARI VE TÜRKİYE-2  
04 Haziran 2008, 2608defa okundu. AGİT GÜRCİSTAN MİSYONU  
rss
EDİTÖRDEN